1/27/2012

Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye

Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye

Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye

...Ve dostluğu ve sevgiyi,

yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye.. 
Yılmaz GÜNEY


dipnot: şiir okumak beni yorar belki de çok kıskanırım ondandır.

1/09/2012

Hayatım boyunca, karşıma çıkan hiç bir palyaçoyu samimi bulmadım.Sadece onlar işini iyi yaptıklarını sansınlar diye güldüm.

Hayatım boyunca, hiç kimse beni çok güzel ev yemekleri yapan bir yere götürmedi.Ben de bütün güzel yemekleri kendi evimde yapmak zorunda kaldım.

Hayatım boyunca, hep birileri benim için yurdu düşmandan kovdu. Oysa ki; devamlı meşgul izlenimi vermeye çalışan insanlardan nefret ederim.

Her neyse
Bakiyem yetersiz! Sanırım derdimi karakolda anlatıcam.

8/15/2011

geceye palyatif çözüm

Dalga sesleri şairin duyduğu notaları çalıyorken,kumlar Rusya'nın Slydzi köyünde yaşayan kadınlarıın hiç ak düşmemiş saçları kadar sarışın olmaya devam ediyorken,  biz onları -güneşin bizi terk edişinden beri siyahlaştırmıştık.Neyse ki biliyorduk; gün ışığındaki hallerini- en azından ateşimiz güneş taklidi yapan kollarıyla bunu bize hatırlatıyordu,unuttuğumuzu farkettikçe.

Hepimiz mutluyuz,sol ellerimiz başka birinin sağ eliyle buluşmuş birbirlerini okşuyorlar,ısıl denge sağlıyor belkide hiçbir zaman göremediğim gibi hissetmekden de yoksul kalacağım o enerjiyi kanımızın yıllarca aşındırdığı yollardan geçirip kalplerimize ulaştırıyordu.

Ben o sırada belki Afrika'daydım belki uykumda belki sadece uzakta.Gözlerim yaşadıklarımdan bir gün ders çıkarayım diye etrafı dolaşıyor bu esnada diğerleri ruhumunda ona eşlik ettğini sanıyorken ne çok yanılıyorlardı.

Birden notalar bozulur gibi oldu,kumlar deniz suyunu yutamamaya başladı,su yükseldi beni içine aldı.Kendimi tropik renkleri olan balıkların,geometrisizce sağa sola sallanan deniz yosunlarının,turuncu deniz yıldızlarının üzerinde hiç acıkmayacakmış gibi yüzen köpek balıklarının arasında bulacağımı sandım.Ancak unutmuşum,geceleri karanlık çökerdi.

Şu lanek olasıca koca pislik karanlık.OHHH fuck karanlık dostum.Tek sorunu; lanet olasıca  varlığının yokluğundan  büyük olması olan karanlık!

Bu arada notalar ne alemde? Sanki daha çok tanıdıklaşmaya başladı,anlaşılan bir ara dalgalar da kendini salıverdi.Kıyıda oturan insanlar mutlu olsun diye kuralı oynamaktan vazgeçti,kafasına göre köpük oluşturmaya koyuldu,eleştiri aldı benden ama hiç umursamadı benim memnuniyetsizliğimi.Şimdi düzeldi,vicdan yaptı belliki.

Dalgaların vicdanı beni etkilememeliydi oysaki; şu suçunu karanlığa atan düzen varya o nasiplensin isterdim ama dalganın kızı olsamda-onca uyarıya ragmen-gelinimiz düzen bunu anlayamadı.

Birden omuzumda o anda benimkinden çok farklı şeyler düşündüğü şüphe götürmez gerçek olan, bir beynin ve hislerle dolu olan bir kalbin sahip olduğu bir bedenin elini hissettim ve o bedenin sesi sordu:
-Ne oldu aşkım iyi misin?
-Bişey yok aşkım sadece özgürlüğümü aldın.

Dipnot: Rusyanın erkek nufüsunun en az olduğu köyün Slydzi olduğu söyleniyor.
            Biz kadınların ilişkilerini kontrol edemediklerinde, aşk olarak kabullendikleri şeyin aslında eldekiyle yetinmek  olduğunu ve onu bırakma cesaretini gösteremeyişimizin çaresiz halini anlatmak istemiştim.

2/09/2011

LOGORAMA



İstanbul Animasyon film festivalinde Hasan ve Faruk'la izlediğimiz ve daha ilk dakikasından gönlümü çeliveren "logorama" yı bu sabah amaçsızca vimeo'da dolaşırken buldum.İzledikçe yeni şeyler keşfediyorsunuz..yerim seni yerim.


1/28/2011

son zamanlardan küçük notlar

*Geçmişi yazmak genel olarak kolaydır,gelecek insanı yorar.Gelecekten konuşmak biraz endişe vericidir ve cesaretden destek alır.Bir çok insanla paylaştığın geleceğin,eğer beklendiği gibi gerçekleşmemiş olur da şimdi ye dönüşürse “Kader utansın,boşver içelim ” durumuna gelinmiştir.Kendi dünyanda “bir sen bir Rabbin” bilirse planlarını ve onlar beklenmediği şeylikle geliştiyse çok daha kötüsü….hayal kırıklığıyla yüzleşmek zorunda kalırsın.
Şimdi yeni paragrafa geçtim diye hangisinin daha iyi olduğunu tartışcak değilim.Çünkü birini seçip o yönde istikrarlı davranma şansın yok,olaylar ve insanlar seçimlerimizi onaylattırır.

*İnsanlara derdini sıkıntını anlatabilme ihtimalin ne kadar  yüksek olursa olsun onların bunu gerçekten anlayabilme ihtimali o kadar düşük.Çünkü sen aslında benim için sadece “yüksek-düşük” karmaşasından ibaret  olmayan bu satırları okurken Metin Işık-Lay Lay Lom Galiba’yı dinlersen biz sadece 2kişilik tek paragraf empati oyunu oynarız.

* “Sorunsal”  bir iltifattır.Kabul et hoşuna gidiyor.Ancak etrafındaki sorunsalları bir gece ansızın Dexter Morgan stiliyle öldürüp Şişli Belediyesi çöp poşetinde Haliçe gönderebilirsin.Bu tezatla yüzleş,normalleş. “Sıradan,temiz yüzlü bir kızcağız” bir iltifattır.

*Biraz kuantum oku. “35yaşını düşünen 21i kaçırırmış” sözünü hiç duymadın,yeni uydurdun.Bayma beni kuantum gözlü sevgilim!

*Dengesiz olduğunu biz de kabul ettik,sen de.Bunu düzeltemezsin çünkü denge dengesizlerin sahip olamadığı bir olgu.Bir şeyi farkettim de;En önemli meselelerde soğukkanlığını koruyarak insanları şaşırtan sen!  iken en sıradan olaylar da  her şeyi koyuveren sen!  Olmaman gerekir, yani bence.

*Bazı şeyler seni üzdüyse onlar için blogunda bile vakit harcamaman gerek.Hadi şimdi defol!

*Yine tatil için bir sürü şey planladın ve şu an programın çok gerisindesin,sürpriz değil ki. Her sene olan şey bu. “Sana plan yapma” dedim amma dedim,dedim dinletemedim.

*Gaza gelmek için dinle,ders almak için izle.Sonra da akülü arabana bin ve uzaklaş.


12/23/2010

Saat 04.22 ve ben 7saat 18 dakikadır ödevime başlamaya çalışıyorum.Oysa eskiden buralar çok farklıydı.Gayrettpe baştan sona dutluk idi,beykentin kurnaz kurucusu Adem Çelik sıradan bir müteahhit idi,çayır idi, çimen idi ,geze geze idi falan.Bir de benim hedefim vardı.Tasarımcı olacaktım ama sonra mahalle baskıları beni mimar olmaya yöneltti ve hedefim vardı hatta bir fotografını mantar panoma yapıştıracak kadar istiyordum Taşkışlayı.(Klasik öss öğrencisi hareketleri)
Şimdiyse bir ödevi bile yapmaktan acizim aslında hayal kırıklığı içindeyim.
 
"Beni bu havalar bu hale getirdi" desem şairin yaptığı gibi havaya haksızlık etmiş olurum.Beni okulum bu hale koydu.Üretilen hiçbir şeyin değer görmemesi insanın canını fazlaca sıkar,doğal olarak.Eleştirinin en güçlüsünü kendine yapabilen birisiyim ve bu kez kendimi koruyacağım.
Tebrik ederim ki beni mesleğimden,hayatımdan,hedeflerimden soğuttun okulum.Binanın ne suçu var lan!Zaten dere yatağına kurmuşlar yıkılcak 2milyon? yıl sonra, haberin yok.


Aldanma sen o Beykent club'ın attığı mesajlara
Taşınmıyor okul ben söyleyivereyim sana
Hadi boşuna konuşma buralarda
Yarin mektup yazmış sana kışlada
Sende sulh,cihanda sulh
Nerden çıktı lan bu şairane ruh
Kızdırmış seni fazlaca bu güruh.


her neyse
Böyle heves kırıcı eğitmenler ilkokulda olur sanırdım,lisede alasını gördüm.Üniversitede beni dönülmez kararlara sevkediyorlar.Bu da eğitimin bir parçasıysa bana eğitim şart değil.

Ben diyim Not sen de unutmuş; Bugün atölyeden inerken 5 basamak yuvarlanıp kıçımı kırayazdım.Bitirdiğim an, o an oldu belkide ee tabiki eve gittim yattım uyudum,şimdiyse acılar içindeyim. 

Ben diyim Not2 sende de Not2 ; "Notumu alıyım yeter ya" yakıştırmasını yaptığım akabinde 5dakikada uydurduğum bir çalışmam gerçek boyutlarıyla üretilmek üzere seçildi.Zor oldu tabi 5dklık tasarımı sistememe oturtmak... haftalarıma sebep oldu.Yinede güzel oldu,çok arkadaş edindik,çalıştık,başardık,sergiliycez falan

8/07/2010

sanat ve boş adam ilişkisi

Önümüzdeki aylar film festivalleri için en bereketli günleri içeriyor.Sorun bana "kaç festivale gidiyorsun evladım?"
- Hiç hocam.Ben sadece takipçiyim.Uzaktan festival programını takip eder,isim araştırması yapar,olayın magazinsel boyutuyla alakadar olurum.
-Otur yavrum,sıfır!

Bir kaç gecedir bu durum içime batıyor olacak ki; gözüme uyku gelmez oldu.Geçenler de yine uykumun yolunu kaybettiği bir gecede,yatağımda ara sıra sağa sola dönmek ve hep ayak uzattığım yere,baş uzatmak suretiyle düşüncelerim film şeridi tadında aktığı bir ahval ve şerait içinde idim.

Aniden olması çok doğal olan, takur tukur sesler gelmeye başladı mutfaktan. O kafadan nice korku filmi sahnelerinin geçtiği panik anlarını hepimiz bir kez olsun yaşamışızdır.
"Abla ablaa kalk,mutfaktan sesler geliyor." demek için doğruldum ki ablam "sende duydun mu?" deyiverdi.Gecenin karanlığı ve sessizliği sanki yanına dıı dıı dıı dımm tarzında bir gerilim müziği almış bizi germişti.
Zaten karanlıkta daha fazla ışık almak için büyümüş olan gözbebeklerimiz,kocaman oldu böylece.Ablamınkiler her zamanki boyutunda gibiydi amm
a kendiminkini bilmem :=]

Velhasıl olayı uzatmayayım anladık ki; kafasına kadın çorabı geçirmiş,dolaptaki tiramisuya(ben yaptım öhöm öhöm) dayanamamış hırsızımız değil, basbaya ağabeyimizmiş. E tahmin etmesi zor değil.
Odaya geri dönerken ablama dayanamadım dedim ki ;

- Uyanmışken sana bir şey anlatmalıyım.5dk dinle beni,yoksa sabaha unuturum,yazmaya kalksam düşüncelerimi toparlayamam,süper bir senaryo kurguladım az önce bii dinle.
- Neeeee manyak mısın kızım sen? Git uyu benim yarın işe gitmem lazım erken kalkcam.Sanat,edebiyat bunlar boş adam işi.Uğraşıcak vaktim yok benim.

Sabah uyanınca kurgumu hatırlıyordum,o kadar da unutkan değilm a dostlar amma geceden kalma heyecanım yoktu içimde.Gerçekten de sanat,edebiyat,sinema olayları işi olmayan adamların işi midir?Bu takıldı kafama haklı olabilirdi ablam.


Cem Yılmaz showunda onca espri arasına güzel de bir tespit yerleştirmişti o geldi şimdi aklıma.
"Atalarımız sanatsal eserler verememişler son zamanlarda.Adamların derdi toprak olmuş hep. Savaştan savaşa gitmişler,karın doyurmanın peşine düşmek zorunda kalmışlar.Hal böyle olunca oturupta dinlenme fırsatı bulamazlarken nasıl felsefeye kafa yorabilsin, nasıl düşünürler ,ressamlar,yazarlar yetişsin?"

Haklısın Cem yılmaz,katıldım üzülerek.Günümüze de bu olayı imkan meselesi olarak uyarlayabiliriz.
Misal veriyorum, net üzerinden takipçisi olduğum bir kaç yaşıtım var.Kendileri yıllardır kolejlerde okurlar,bilmem kaçıncı dillerini öğrenirler,şu akademiden şu akademiye koşarlar.Bir sürü ülkede fotograf çekme şansı yakalarlar.Süper bir portfolyo sahibi olurlar. Sakın önemli olan senin elindeki imkanlarla neler yapabildiğindir olayına girmeyin,öyle bir şey yok çünkü.

Daha yavaştan misal verecek olursam, ertesi gün bir işe gitmek zorunda olmadığım için yaz geceleri boyunca film izleyebilir iken,yorgunluktan bunu yapamayanlara dünyadan haberin yok arkideşş diyemeyiz.
Neyse niirrrden nire geldim yine.

5/09/2010

bu işe gönül verdim

Birkaç gündür gecikmiş bir etkinliğin içinde yer alıyordum.Bende bir zamanlar İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Gönüllü’sü olmuştum. Bu gönüllülüğü çoğu gibi başlangıç otomasyonuna katılmış olmak,faceden grup sayfasına hayran olmak,gelen maillerin konusuna şöyle bir bakmakla gerçekleştirebildiğimi tabi ki düşünmemiştim! Sadece bir heyecana ortak olabilmeyi istemiştim.Bir şekilde bir gece ansızın geliveren bir maille bir anda yazdığım cevap maili ve devamında gerçekleşen görüşmeler falan filan son 3 gündür sabahtan akşama Halep Pasajı’ndaydım.

Elbette gün gün edindiğim bir çok izlenim ve arkadaşlıklar oldu.Herhalde ‘kendimi baya bir zorlasam ancak tanışabileceğim yapıda insanlarla’ bolca vakit geçirdim.

Kısaca hayatımın son 3 gününü adadığım bu aktif gönüllü eğitiminde gördüm ki;

Gönüllülük programında yer alan eğitmenlerin kafası pek bi karışık.Durmaksızın yaptığımız yuvarlak masa sohbetlerinde giriştiğimiz sorgulamalar beni bu sonuca götürdü. Bize bir şey soruyorlar ama laf olsun diye değil hakkaten adam anlam veremediği için soruyor gibi. Velhasıl bir hayli yordum kafamı bu soruları cevaplarken ve cevaplayanları dinlerken.

Pastel boyalarla yaptığımız soy kütüğümüz,kültürün çağrıştırdıkları,ve sokakta boynumuza astığımız yaka kartları…

“size birkaç soru yöneltebilir miyim?” ve devamında gelen sorulara aldığınız bir birinden bazen kaba,bazen kalıplaşmış,bazen kuşguculaşmış,bazen umursamaz,çoğu az zaman da etkileyici cevaplar …ve sokak ortasında aldığım iş teklifi. =)


bunlar çok eğlenceliydi.Sonra bir de promosyon ürünleri o almak için küçük bir yarışa girdiğimiz ama sonrasında taş çatlasın 2 kez kullanabildiğimiz eşyalardan bolca sahip oldum.


Yüzen vapur gemili kalemin tasarımcısını çok kıskandım..itiraf ediyorum.

Anneler günü sebebiyle erken bitirdiğimiz etkinliği kapatamadık tabuyla tamamladık,çok eğlenceliydi…tanışıklığımızı pekiştirdik o sıralarda.Günün sonunda yorgunluğuma yenilmeyip Frederic Chopin konserinede gidebilseydim kendimi aşmış olacaktım. Herneyse varsın bu sefer de aşmamış olayım.

4/22/2010

taşlar bloke

Kendimi kararsız,sabırsız,amaçsız,inatsız ne kadar özellik varsa onlarsız bilirdim.

Bugun her zamankinden hızlı hazırlandım ve erken çıkmak istemediğimden biraz oyalanmaya karar verdim.Ne yapsam ne yapsam…1 haftadır sadece çantamda taşıdığım ve böylece vicdanımı rahatlattığım kitabımı mı okusam? yoksa öylece yatağıma uzanıp tavana boş boş bakarak müzik mi dinlesem? yoksa Mahjong Titans mı oynasam?

Mahjong Titans bilgisayarımın sesini son ses açıp oynamaya bayıldığım adeta kreş talebelerimizin zeka eğitimi için oynadıkları oyunların, büyüklere göre süsletilmiş ve arada alev efektleriyle renklendirilmiş bir versiyonudur. Bazen aynı renkteki üçgenleri bir araya getiriyormuş gibi hissettiriyor bana.Olay çok basit ve 2dakikalık bir şey.

Yok arkadaş daha önce tak tak erittiğim taşları şimdi oynatamıyorum.Dur bakalım aynı düzeneği bir daha açayım bu sefer farklı noktadan başlayacağım çalışmaya…yok yine tıkandı, yine,yine,yine…okula geç kalacağım….dur son bir defa bu sefer soldan başlayalım,yine tıkandı….inat ettim bu oyun bugün bitecek!!!

Sonra fark ettim ki aslında o kadarda sabırsız ve amaçsız değilmişim ayrıca oldukça inatcıymışım.Bu anı yazmalıyım dedim ve oyunu kaydedip hemen world’e dert anlatmaya başladım.Bu arada saat ilerliyor ve ben giderek okula geç kalıyorum. Hep Bruce'un dersinde oluyor bunlar =)

Bu arada face’de durumlar değişmiş.Artık hayran olmuyor sadece beğeniyormuşuz.Geçen bir şeylere hayran olduğumu feysimde belitle ihtiyacı duydum.Sayfayı bir açtım “beğen” diyor.Alahallah “hayır kardeşim ben beğenmiycem hayran olucam” hatta bir süre eski "hayran" butonunu aradım...itiraf ediyorum.

Aslında face doğru bir adım atmış çünkü bir şeylere hayran olmak bu kadar kolay değil.Hayran olabilmek çok farklı bir nokta, daha daha üstü bir nokta.Sadece beğenebilirsin ve artık öyle olacak gibi...iyi olmuş bence.

4/14/2010

farkettim ki... iki nokta üst üste

Çok şükür ki; otobüse bindiğimde aracın yanına gelip,o valiz karmaşasına aldırmadan ortada dikilip, yavrusunun oturduğu koltuğun önünde yerini alan ve kilitlenmiş şekilde onu bir süre izleyen,arada onunla iletişime geçmeye çalışan ve dudaklarının üstün çabalarıyla giriştiği kimi şekillerle yavrusuna söylediği şeyi anlatabilme uğraşına girişen ve bunu yaparken bir o kadarda bağırarak konuşan bir ailem yok....ve ben de onlara yukardan bakarken aynı yöntemle karşılık vermek zorunda kalmamış oluyorum.
İyiki park alanına bile girmeden yol üstünde arabayı sağa çekip,oturduğu yerden bağajı açıp sonra oturduğu yerden ayna yansımasıyla bana el sallayan bir babam var.

ve otobus yolculukları 2 saat bile sürse yine de o akıp duran ağaçların, insanların, araçların ve işte o sabit görüntünün hareketine her şarkı gidermiş.
ve bacak bacak üstüne attığımda, 3 dakika 39 saniyede bacaklarım uyuşmaya başlıyor.( bu süre tam bacağımı öbür bacağımın üstüne attığım zaman başlayan ve uyuşmayı hissettiğim zaman biten şarkının süresi )

ve arkamdan gelen arkidişinnn "uçağın arkası iyidir..çakılırsak bir nebze kurtulma şansımız var" esprisine gülümsemek zorunda kalan bir hostes olmadığım için şanslıyım.

ve hayal kırıklığı çok kötü bir şeymiş.... kavradım!

3/16/2010

Biz insanlar devamlı mutsuz olma çabasındayız.

Birinin hayatı hep diğerlerinin hayatlarına imrenmekle geçip gidiyor.O biri bazen,aslında imrenilen hayatlardan birine sahip olduğunun farkına bile varamıyor,o derece beğenmemeye,illaki mutsuzluğa,nasip işteciliğe takmış durumda.

İnsanlara genel bir sesleniş yaparak onları kızım yerine koyup, "ayşeciğim sen anla" dersi veriyorum.Çünkü insan kendi korkularını ve ön yargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır.

Diğer insanları anlayamıyorm da benim mutsuz olmak için ciddi nedenlerim var!
Bir kere geçen gün okuldaki ani bayılmamın dışında hiçbir sağlık problemim yok.Bunu büyük bir eksiklik olarak görüyorum.
Annem,babam,kardeşlerim yanımda ve ne yazık ki mutluyuz.
Herkesi yaşadığı küçük maddi sorunlarımız dışında bir sıkıntımız yok.Neyse ki krizin teğet geçtiği bir ülkedeyiz ve bu durum beni biraz olsun rahatlatıyor.
Bir kaç bin üniversite öğrencisinin sahip olabileceği rahat şartlarda okuyorum.
Okula eğlenmek için gidebileceği bir okulun öğrencisiyim.
Öğrendiği en iyi ingilizce kalıbının "don't worry" olduğuna eminim.
Her biten cümlenin sonuna "amannnn, ölüme yok çare" getirerek, mutlu anıma gölge düşürmemem ayrı bir problem.

Ancak skıntılara göğüs germeliyim.Bu dünya gelip geçici.Kimilerinin kaderi böyle oluyor işte! neyse bunlarda geçicek; ölüme yok çare!
.
.
.
Buradan lensleri olmadığı için üzülen arkadaşlarıma selam yollarım.

1/09/2010

Hani romantik komedi filmlerinde öyle olur ya;Kız süslenir püslenir,haftalarca kendini,sözlerini ,ruhunu o randevu için hazırlar ancak o an gelince mutlaka bir sakarlık yapar ya da ortamda bir aksilik dolaşmaktadır ve o aksilik gider o garibim kızı bulur.

Biz buna kötü şans deriz.Kötü şanslar özellikle Ayşe nin hayatının kıyılarında yaşarlar, onun sinir hücreleriyle beslenirler velhasıl onda fazlaca kötü şans vardır.Belki sahip olduğum şanslar çok daha fazladır ama ben kötülere kafayı taktım şu aralar.
Bir insanın başına hep mi aksilik gelir, hep mi komik duruma düşer allahım.


Niye ben niye ben.. niyyeeee!!

Geçenlerde benim başıma yine bir olay geldi evet belki elbiseme şarap dökülmedi ama bardağı ağzına kadar dolduran olayları değil de kısaca bardağı taşıran o son damlayı anlatmak istiyorum.
Dün akşam dışarı çıkıp iki tur atıp yurdumuza geri döneceğiz.Almışız izinleri,yapmışız planları,hazırlandık güzelce,keyifler yerinde hep bir ağızdan 'take me away' türküsünü söyleyerek bolca serzenişde bulunuyoruz.Ben duramadım patlattım yine bombayı."Çıkmadan önce bi su içeyim" dedim.Sebilin suyu çok soğuk geldi, kafa bu ya; "birazda sıcak sudan doldurayım KD de buluşsunlar" dedim. Nasıl olduysa oldu sol elimden 4parmak yandı tutuştu.

Şans bu ya sıcak su lazım olduğunda o sebilin sıcak tarafı hiçbir işe yaramaz,elimi yakmak icap ettiğinde görevini itinayla yerine getirir.

Teşekkürler sevgili sebil, şu an sol elimde rengi sapsarı,kokusu berbat bir krem sıvalı. Adeta sol elim vücudumda yok şu an onu çok özlediğimi farkettim ah yanımda olsaydı da tuşlara, bilgisayarı 5 yaşındaki çocuğundan öğenen bi baba gibi tek tek basmak zorunda kalmasaydım. Aynı zamanda hücrelerim bağırıyor 'ölüyoruzzz' biliyorum sevgili el hücrelerim ama yapabileceğim hiçbirşey yok, acı çekmekten başka!

Neyse sebil sorarım bunun hesabını.Sebilin ne suçu var yaptığım şey tamamen benim salaklığım ve sıradan son dakika bombalarımdan biri.

Yıllardır ben zaten böyle lanet bir insanım diye diye öyle olmasam bile öyle oldum.

Çekim yasasına inanıyorum ve şimdilerde yıllar boyunca kendime çektiğim aksilikleri düşünmeyerek gelecekte beni bekleyenleri saptırmaya çalışıyorum.

Secret'dan bir alıntı yapmış gibi oldum oysaki hiç hazetmem.


Uzaklaşın benden aksilikler,gidin uzaklara ben bulamayacağınız diyarlara gidiiinnn =))
İyi olacaksınız parmaklarım.Bu günler de geçecek =)

12/16/2009

Okulumu seviyorum.Sabahları okula gitmek istemeyişim ona olan sevgisizliğim değil.Belki de onun için bu kadar erken kalkmak ona yapılmaması gereken bir fedakarlıkmış gibi geliyor.Ancak daha sonra etrafımdakilerin bana yaptıkları fedakarlıkları hatırlayınca ben bi erken kalmışım çok mu?
Her sabah gözlerim kapalı,odanın ışığı gece bıraktığım gibi hala karanlıkken bu düşüncelerim zihnimde bir tur atıp… “ yeter artık uyanda git okuluna ya da işkence edip durma kendine bir karar ver kalkacak mısın?,uyuyacak mısın?”

Eğer benim de 7 hafta için 6 saatlik devamsızlık hakkım olmasaydı kesinlikle uyumayı tercih ederdim.

Benim için en zor aşama;başlamaktır.Sonunda okula gitme işine başlayabiliyorum.Lavaboya gidiyorum,kıyafetlerimi seçiyorum,saçıma toka takmıyorum,bugün yine baya bi süslenmiyorum,kahvaltımı yapıyorum ve dişlerimi fırçalamadan yokuşu çıkıyorum.Derken artık daha büyük bir aşama var karşımda.41AT geliyor.Biraz miyop olan gözlerim 41S’yle karıştırmıyor artık çünkü 41S her zaman boş 41At her zaman dolu…ve ben 41AT basamağındaki yerimi alıyorum.Seyrantepe yolunda ancak ortalara doğru ilerleyebiliyor ve otobüsün nabzını tutuyorum bir bakıma.

Her sabah aynı sözcükler farklı ağızlardan çıkıyor, farklı yüzlerin tepesinde dikiliyorum ve onlara otobüste yolculuk yapan yolcu bakışını fırlatıyorum.Hepsinin gözleri,göz renkleri,göz ışıltıları,göz ----- farklı ama ifadeler de hep aynı bezginlik.
Bende de aynı bezgin ifade olacak ki durumun her gün aynı şekilde işlediğini 2.5ay sonra fark ettim.

Geçen gün şoförümüz çok formundaydı.Durmadan otobüstekileri bilgilendirme ihtiyacı içine giriyordu.Mesela; Varılan durak söylenir de durağa yaklaşırken de söylenmez ki.
- Gayrettepe-zincirlikuyu!!! Diğer durak Levent’tir.Lütfen diğer durakta inecek yolcularımız hazır bulunsunlar,efendim.

Sonra durmadan ayaktakilerin yerlerini değiştirme ihtiyacı içinde “bayannn şurası boş şuraya gidiniz,efendim.”
Evet durmadan “efendim” kullanıp durdu.Ancak en son noktası şuydu;
- lütfen ilerleyelim,efendim.Otobüsün önünü boşaltalım.İlerleyelim efendim görende otobüsü dopdolu sanacak,efendim.

Bu cümleyi eğer siz duysaydınız,adamcağızın nasıl karşısında birisi varmış gibi laf anlattığını görseydiniz herhalde benim gibi kendi kendinize gülmekten başka bir şey yapamaz tüm yolcuların “ne var ki bunda, bu kadar gülüyor” bakışlarına maruz kalırdınız.


Aslında çok şey var sevgili bana gülen kalabalık!! Bir otobüs ve onun içindeki hayatını kazanmak için o gün o güzergah içindeki bir yerlerde olması gereken insanlar ve otobüsün kapasitesini maximum kullanmaya çalışan bir şoför var.

Ve fikirler var 41AT’yle ilgili her yolcunun kafasında bir proje var.Özetle şudur ki;
“Bu otobüsün içi Beykent’li öğrenciyle dolu.Yani okul saatlerinde ek seferlerle kalabalık seyreltilebilir.Ya da Beykent kendini gösterip Mecidiyeköy’den geçen okul servisleri düzenleyebilir.”
Bir teyze gözümün içine baka baka şöyle demişti;
“En iyisi bu okul çocuklarını hiç otobüse alamayacaksın,nasıl gelirse gelsin,ne yaparsa yapsın"



İYİ FİKİR!!!

10/10/2009

başlarken...

Tam olarak başlamamış olmama rağmen bitirmeye karar verdiğim bloğumu "küllerinden doğuruyorum."
Bloguma değer vermeye,onu her hafta belli aralıklarla sevmeye,bazen sürprizler yapıp daha çok ziyaret etmeye karar verdim.
Ruh halime uygun bir tema,yazı tarzı uzatarak anlatmak istiyorum lütfen sabırlı olunuz "5 yıl sonra yeniden albümü çıkan popçular" gibi "yepyeni bir tereyağ kabı" var karşınızda. Her ne kadar 6 ayda 20kg vermiş (şok şokk şokkk Ayşe mucize diyetini açıklıyor...az sonra...gerçekten çook kolay ol.. her sabah bir adet.. mutlaka yapmanız gereken şey...az sonra) saçlarını kestirmiş,rengini değiştirmiş,giyim tarzını da nasiplendirmiş olsada konu başlıkları ve konuyu işleyiş tarzı bir türlü değişemeyecek.
Hep şu anda yapmış olduğu gibi olayı anlatmaya çalışacak,yazı bitecek ama hala anlatamamış olacak.