Biz insanlar devamlı mutsuz olma çabasındayız.
Birinin hayatı hep diğerlerinin hayatlarına imrenmekle geçip gidiyor.O biri bazen,aslında imrenilen hayatlardan birine sahip olduğunun farkına bile varamıyor,o derece beğenmemeye,illaki mutsuzluğa,nasip işteciliğe takmış durumda.
İnsanlara genel bir sesleniş yaparak onları kızım yerine koyup, "ayşeciğim sen anla" dersi veriyorum.Çünkü insan kendi korkularını ve ön yargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır.
Diğer insanları anlayamıyorm da benim mutsuz olmak için ciddi nedenlerim var!
Bir kere geçen gün okuldaki ani bayılmamın dışında hiçbir sağlık problemim yok.Bunu büyük bir eksiklik olarak görüyorum.
Annem,babam,kardeşlerim yanımda ve ne yazık ki mutluyuz.
Herkesi yaşadığı küçük maddi sorunlarımız dışında bir sıkıntımız yok.Neyse ki krizin teğet geçtiği bir ülkedeyiz ve bu durum beni biraz olsun rahatlatıyor.
Bir kaç bin üniversite öğrencisinin sahip olabileceği rahat şartlarda okuyorum.
Okula eğlenmek için gidebileceği bir okulun öğrencisiyim.
Öğrendiği en iyi ingilizce kalıbının "don't worry" olduğuna eminim.
Her biten cümlenin sonuna "amannnn, ölüme yok çare" getirerek, mutlu anıma gölge düşürmemem ayrı bir problem.
Ancak skıntılara göğüs germeliyim.Bu dünya gelip geçici.Kimilerinin kaderi böyle oluyor işte! neyse bunlarda geçicek; ölüme yok çare!
.
.
.
Buradan lensleri olmadığı için üzülen arkadaşlarıma selam yollarım.
3/16/2010
1/09/2010
Hani romantik komedi filmlerinde öyle olur ya;Kız süslenir püslenir,haftalarca kendini,sözlerini ,ruhunu o randevu için hazırlar ancak o an gelince mutlaka bir sakarlık yapar ya da ortamda bir aksilik dolaşmaktadır ve o aksilik gider o garibim kızı bulur.
Biz buna kötü şans deriz.Kötü şanslar özellikle Ayşe nin hayatının kıyılarında yaşarlar, onun sinir hücreleriyle beslenirler velhasıl onda fazlaca kötü şans vardır.Belki sahip olduğum şanslar çok daha fazladır ama ben kötülere kafayı taktım şu aralar.
Bir insanın başına hep mi aksilik gelir, hep mi komik duruma düşer allahım.
Niye ben niye ben.. niyyeeee!!
Geçenlerde benim başıma yine bir olay geldi evet belki elbiseme şarap dökülmedi ama bardağı ağzına kadar dolduran olayları değil de kısaca bardağı taşıran o son damlayı anlatmak istiyorum.
Dün akşam dışarı çıkıp iki tur atıp yurdumuza geri döneceğiz.Almışız izinleri,yapmışız planları,hazırlandık güzelce,keyifler yerinde hep bir ağızdan 'take me away' türküsünü söyleyerek bolca serzenişde bulunuyoruz.Ben duramadım patlattım yine bombayı."Çıkmadan önce bi su içeyim" dedim.Sebilin suyu çok soğuk geldi, kafa bu ya; "birazda sıcak sudan doldurayım KD de buluşsunlar" dedim. Nasıl olduysa oldu sol elimden 4parmak yandı tutuştu.
Şans bu ya sıcak su lazım olduğunda o sebilin sıcak tarafı hiçbir işe yaramaz,elimi yakmak icap ettiğinde görevini itinayla yerine getirir.
Teşekkürler sevgili sebil, şu an sol elimde rengi sapsarı,kokusu berbat bir krem sıvalı. Adeta sol elim vücudumda yok şu an onu çok özlediğimi farkettim ah yanımda olsaydı da tuşlara, bilgisayarı 5 yaşındaki çocuğundan öğenen bi baba gibi tek tek basmak zorunda kalmasaydım. Aynı zamanda hücrelerim bağırıyor 'ölüyoruzzz' biliyorum sevgili el hücrelerim ama yapabileceğim hiçbirşey yok, acı çekmekten başka!
Neyse sebil sorarım bunun hesabını.Sebilin ne suçu var yaptığım şey tamamen benim salaklığım ve sıradan son dakika bombalarımdan biri.
Yıllardır ben zaten böyle lanet bir insanım diye diye öyle olmasam bile öyle oldum.
Çekim yasasına inanıyorum ve şimdilerde yıllar boyunca kendime çektiğim aksilikleri düşünmeyerek gelecekte beni bekleyenleri saptırmaya çalışıyorum.
Secret'dan bir alıntı yapmış gibi oldum oysaki hiç hazetmem.
Uzaklaşın benden aksilikler,gidin uzaklara ben bulamayacağınız diyarlara gidiiinnn =))
İyi olacaksınız parmaklarım.Bu günler de geçecek =)
Biz buna kötü şans deriz.Kötü şanslar özellikle Ayşe nin hayatının kıyılarında yaşarlar, onun sinir hücreleriyle beslenirler velhasıl onda fazlaca kötü şans vardır.Belki sahip olduğum şanslar çok daha fazladır ama ben kötülere kafayı taktım şu aralar.
Bir insanın başına hep mi aksilik gelir, hep mi komik duruma düşer allahım.
Niye ben niye ben.. niyyeeee!!
Geçenlerde benim başıma yine bir olay geldi evet belki elbiseme şarap dökülmedi ama bardağı ağzına kadar dolduran olayları değil de kısaca bardağı taşıran o son damlayı anlatmak istiyorum.
Dün akşam dışarı çıkıp iki tur atıp yurdumuza geri döneceğiz.Almışız izinleri,yapmışız planları,hazırlandık güzelce,keyifler yerinde hep bir ağızdan 'take me away' türküsünü söyleyerek bolca serzenişde bulunuyoruz.Ben duramadım patlattım yine bombayı."Çıkmadan önce bi su içeyim" dedim.Sebilin suyu çok soğuk geldi, kafa bu ya; "birazda sıcak sudan doldurayım KD de buluşsunlar" dedim. Nasıl olduysa oldu sol elimden 4parmak yandı tutuştu.
Şans bu ya sıcak su lazım olduğunda o sebilin sıcak tarafı hiçbir işe yaramaz,elimi yakmak icap ettiğinde görevini itinayla yerine getirir.
Teşekkürler sevgili sebil, şu an sol elimde rengi sapsarı,kokusu berbat bir krem sıvalı. Adeta sol elim vücudumda yok şu an onu çok özlediğimi farkettim ah yanımda olsaydı da tuşlara, bilgisayarı 5 yaşındaki çocuğundan öğenen bi baba gibi tek tek basmak zorunda kalmasaydım. Aynı zamanda hücrelerim bağırıyor 'ölüyoruzzz' biliyorum sevgili el hücrelerim ama yapabileceğim hiçbirşey yok, acı çekmekten başka!
Neyse sebil sorarım bunun hesabını.Sebilin ne suçu var yaptığım şey tamamen benim salaklığım ve sıradan son dakika bombalarımdan biri.
Yıllardır ben zaten böyle lanet bir insanım diye diye öyle olmasam bile öyle oldum.
Çekim yasasına inanıyorum ve şimdilerde yıllar boyunca kendime çektiğim aksilikleri düşünmeyerek gelecekte beni bekleyenleri saptırmaya çalışıyorum.
Secret'dan bir alıntı yapmış gibi oldum oysaki hiç hazetmem.
Uzaklaşın benden aksilikler,gidin uzaklara ben bulamayacağınız diyarlara gidiiinnn =))
İyi olacaksınız parmaklarım.Bu günler de geçecek =)
12/16/2009
Okulumu seviyorum.Sabahları okula gitmek istemeyişim ona olan sevgisizliğim değil.Belki de onun için bu kadar erken kalkmak ona yapılmaması gereken bir fedakarlıkmış gibi geliyor.Ancak daha sonra etrafımdakilerin bana yaptıkları fedakarlıkları hatırlayınca ben bi erken kalmışım çok mu?
Her sabah gözlerim kapalı,odanın ışığı gece bıraktığım gibi hala karanlıkken bu düşüncelerim zihnimde bir tur atıp… “ yeter artık uyanda git okuluna ya da işkence edip durma kendine bir karar ver kalkacak mısın?,uyuyacak mısın?”
Eğer benim de 7 hafta için 6 saatlik devamsızlık hakkım olmasaydı kesinlikle uyumayı tercih ederdim.
Benim için en zor aşama;başlamaktır.Sonunda okula gitme işine başlayabiliyorum.Lavaboya gidiyorum,kıyafetlerimi seçiyorum,saçıma toka takmıyorum,bugün yine baya bi süslenmiyorum,kahvaltımı yapıyorum ve dişlerimi fırçalamadan yokuşu çıkıyorum.Derken artık daha büyük bir aşama var karşımda.41AT geliyor.Biraz miyop olan gözlerim 41S’yle karıştırmıyor artık çünkü 41S her zaman boş 41At her zaman dolu…ve ben 41AT basamağındaki yerimi alıyorum.Seyrantepe yolunda ancak ortalara doğru ilerleyebiliyor ve otobüsün nabzını tutuyorum bir bakıma.
Her sabah aynı sözcükler farklı ağızlardan çıkıyor, farklı yüzlerin tepesinde dikiliyorum ve onlara otobüste yolculuk yapan yolcu bakışını fırlatıyorum.Hepsinin gözleri,göz renkleri,göz ışıltıları,göz ----- farklı ama ifadeler de hep aynı bezginlik.
Bende de aynı bezgin ifade olacak ki durumun her gün aynı şekilde işlediğini 2.5ay sonra fark ettim.
Geçen gün şoförümüz çok formundaydı.Durmadan otobüstekileri bilgilendirme ihtiyacı içine giriyordu.Mesela; Varılan durak söylenir de durağa yaklaşırken de söylenmez ki.
- Gayrettepe-zincirlikuyu!!! Diğer durak Levent’tir.Lütfen diğer durakta inecek yolcularımız hazır bulunsunlar,efendim.
Sonra durmadan ayaktakilerin yerlerini değiştirme ihtiyacı içinde “bayannn şurası boş şuraya gidiniz,efendim.”
Evet durmadan “efendim” kullanıp durdu.Ancak en son noktası şuydu;
- lütfen ilerleyelim,efendim.Otobüsün önünü boşaltalım.İlerleyelim efendim görende otobüsü dopdolu sanacak,efendim.

Bu cümleyi eğer siz duysaydınız,adamcağızın nasıl karşısında birisi varmış gibi laf anlattığını görseydiniz herhalde benim gibi kendi kendinize gülmekten başka bir şey yapamaz tüm yolcuların “ne var ki bunda, bu kadar gülüyor” bakışlarına maruz kalırdınız.
Aslında çok şey var sevgili bana gülen kalabalık!! Bir otobüs ve onun içindeki hayatını kazanmak için o gün o güzergah içindeki bir yerlerde olması gereken insanlar ve otobüsün kapasitesini maximum kullanmaya çalışan bir şoför var.
Ve fikirler var 41AT’yle ilgili her yolcunun kafasında bir proje var.Özetle şudur ki;
“Bu otobüsün içi Beykent’li öğrenciyle dolu.Yani okul saatlerinde ek seferlerle kalabalık seyreltilebilir.Ya da Beykent kendini gösterip Mecidiyeköy’den geçen okul servisleri düzenleyebilir.”
Bir teyze gözümün içine baka baka şöyle demişti;
“En iyisi bu okul çocuklarını hiç otobüse alamayacaksın,nasıl gelirse gelsin,ne yaparsa yapsın"
İYİ FİKİR!!!
Her sabah gözlerim kapalı,odanın ışığı gece bıraktığım gibi hala karanlıkken bu düşüncelerim zihnimde bir tur atıp… “ yeter artık uyanda git okuluna ya da işkence edip durma kendine bir karar ver kalkacak mısın?,uyuyacak mısın?”
Eğer benim de 7 hafta için 6 saatlik devamsızlık hakkım olmasaydı kesinlikle uyumayı tercih ederdim.
Benim için en zor aşama;başlamaktır.Sonunda okula gitme işine başlayabiliyorum.Lavaboya gidiyorum,kıyafetlerimi seçiyorum,saçıma toka takmıyorum,bugün yine baya bi süslenmiyorum,kahvaltımı yapıyorum ve dişlerimi fırçalamadan yokuşu çıkıyorum.Derken artık daha büyük bir aşama var karşımda.41AT geliyor.Biraz miyop olan gözlerim 41S’yle karıştırmıyor artık çünkü 41S her zaman boş 41At her zaman dolu…ve ben 41AT basamağındaki yerimi alıyorum.Seyrantepe yolunda ancak ortalara doğru ilerleyebiliyor ve otobüsün nabzını tutuyorum bir bakıma.
Her sabah aynı sözcükler farklı ağızlardan çıkıyor, farklı yüzlerin tepesinde dikiliyorum ve onlara otobüste yolculuk yapan yolcu bakışını fırlatıyorum.Hepsinin gözleri,göz renkleri,göz ışıltıları,göz ----- farklı ama ifadeler de hep aynı bezginlik.
Bende de aynı bezgin ifade olacak ki durumun her gün aynı şekilde işlediğini 2.5ay sonra fark ettim.
Geçen gün şoförümüz çok formundaydı.Durmadan otobüstekileri bilgilendirme ihtiyacı içine giriyordu.Mesela; Varılan durak söylenir de durağa yaklaşırken de söylenmez ki.
- Gayrettepe-zincirlikuyu!!! Diğer durak Levent’tir.Lütfen diğer durakta inecek yolcularımız hazır bulunsunlar,efendim.
Sonra durmadan ayaktakilerin yerlerini değiştirme ihtiyacı içinde “bayannn şurası boş şuraya gidiniz,efendim.”
Evet durmadan “efendim” kullanıp durdu.Ancak en son noktası şuydu;
- lütfen ilerleyelim,efendim.Otobüsün önünü boşaltalım.İlerleyelim efendim görende otobüsü dopdolu sanacak,efendim.

Bu cümleyi eğer siz duysaydınız,adamcağızın nasıl karşısında birisi varmış gibi laf anlattığını görseydiniz herhalde benim gibi kendi kendinize gülmekten başka bir şey yapamaz tüm yolcuların “ne var ki bunda, bu kadar gülüyor” bakışlarına maruz kalırdınız.
Aslında çok şey var sevgili bana gülen kalabalık!! Bir otobüs ve onun içindeki hayatını kazanmak için o gün o güzergah içindeki bir yerlerde olması gereken insanlar ve otobüsün kapasitesini maximum kullanmaya çalışan bir şoför var.
Ve fikirler var 41AT’yle ilgili her yolcunun kafasında bir proje var.Özetle şudur ki;
“Bu otobüsün içi Beykent’li öğrenciyle dolu.Yani okul saatlerinde ek seferlerle kalabalık seyreltilebilir.Ya da Beykent kendini gösterip Mecidiyeköy’den geçen okul servisleri düzenleyebilir.”
Bir teyze gözümün içine baka baka şöyle demişti;
“En iyisi bu okul çocuklarını hiç otobüse alamayacaksın,nasıl gelirse gelsin,ne yaparsa yapsın"
İYİ FİKİR!!!
10/10/2009
başlarken...
Tam olarak başlamamış olmama rağmen bitirmeye karar verdiğim bloğumu "küllerinden doğuruyorum."
Bloguma değer vermeye,onu her hafta belli aralıklarla sevmeye,bazen sürprizler yapıp daha çok ziyaret etmeye karar verdim.
Ruh halime uygun bir tema,yazı tarzı uzatarak anlatmak istiyorum lütfen sabırlı olunuz "5 yıl sonra yeniden albümü çıkan popçular" gibi "yepyeni bir tereyağ kabı" var karşınızda. Her ne kadar 6 ayda 20kg vermiş (şok şokk şokkk Ayşe mucize diyetini açıklıyor...az sonra...gerçekten çook kolay ol.. her sabah bir adet.. mutlaka yapmanız gereken şey...az sonra) saçlarını kestirmiş,rengini değiştirmiş,giyim tarzını da nasiplendirmiş olsada konu başlıkları ve konuyu işleyiş tarzı bir türlü değişemeyecek.
Hep şu anda yapmış olduğu gibi olayı anlatmaya çalışacak,yazı bitecek ama hala anlatamamış olacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)