5/18/2017

Merhaba,yeni bloğ yazıma hoşgeldin.. belli ki, bu kez daha az mesafe var aramızda!  yazmayı neden bıraktım? çünkü  her seferinde çok  yoğundum. Bu gece de nedense bir yoğunum,bir duygu yoğunluğu, "mayıs sıkıntısı" mıdır nedir anlamadım.  Bloğun   16 ay önce bıraktığım bir çizgisi var, en son gecen sene 20 ocak da yaptığım bir seyahat den bahsetmişim falan. Bu bir buçuk yıllık süre içinde elbet de ki başka seyahatler yaptım,bedenen ve ruhen... çok yoğundum! herhalde.

Eski bir arkadaşım zamanında doğru mesleği seçmediğimi söylemişti,değiştirmemi tavsiye etmişti. Doğru ya da yanlış meslek, tavsiyesini duymamış olmak ya da tam tersine inat etmek de olabilir; emek verdiğin her şeyi zamanla benimser ve seversin, zamanında sevdiğimiz kimselere  de aynı böyle olmuştu!  Öyle ya da böyle günler geçiverdi, benim milano da kalan günlerimi geri doğru saymaya başlayabilirim artık. Sonrasında kafamda deli sorular, iyi bir yaşam kurabilmek için düşünüp durduğum şeyler;  plan a, plan b... falan. Yine bir yol ayrımında hissediyorum kendimi,üç yıl önce buna benzer bir yol ayrımında çabalayıp duruyordum sonrasında,yepyeni bir hayata başladım.

Yolculuklar yalnızca yolu yapana aittir derler ya; benim yolculuğum ve edindiğim her bir tecrübe, son üç yılın emeği ve  aynı zamanda acısını, acı derken,sıkıntının sıkıştırılmış halini, eğer onları bir çekmeceye kaldırmak isteseydim en arkaya sıkıştırıverirdim; zaten o sıkıntılar dolapla duvar arasındaki anlamsız boşlukta unutuluveriyor.

şimdiye kadar yaptığım en doğru şey master için italyaya gelmekti. İtalyanları çok sevdim,onlar gibi yaşamayı daha doğrusu bir kültüre saygı göstermeyi gerçek anlamıyla ilk defa burada öğrendim.Bir italyanı taklit etmek değil ya da italyanlaşmak değil mesele; kendin olmak ve nerede kendin olduğunu bilmek aslında....Mesela,hayatımda ilk defa polis arabasına burada bindim sonrasında  bir sirenli araç daha var bindiğim; ambülansla acile de ilk defa bu ülkede taşındım, bu noktada bir ilkim daha var; film şeridinde sekanslar ve hayatımın gözlerimin önünde akması sahnesini yaşadım,aynı filmlerdeki gibiymiş :) Konfor alanından uzaklaşınca,garip şeylerin olma olasılığı da artıveriyor.Kendi topraklarımdan çok uzaklaşmadım, avrupanın bize en yakın ülkelerinden birisinde idim, abartılacak bir şey yok belki... dediğim gibi herkesin yolculuğu kendisine aittir...

Master süreci benim için çok yoğun geçti,her günü bir dramalı vakti olmayan kız oldum,çünkü yaptığım işi en iyi şekilde sonuçlandırmalı idim, kolaya kaçmamanın kalite ve  zaman içinde birikimi getirdiğini artık adım gibi biliyordum. Bundandır ki; her dönem farklı milletlerden öğrencilerle grup olmayı denedim,pişman oldum her seferinde ama doğru olanın bu olduğunu bildiğim için tekrar denedim.Kendimi bambaşka pencerelerden mimarlığa bakan,bambaşka kültürlerde büyümüş insanların arasına atmaktan çekinmedim. Bölümdeki tek japonla grup arkadaşı olmak acı vericiydi ancak aklıma geldikçe beni gülümsetiyor...

Son üç yılda,Rusya,Portekiz,Çin,İtalyanın bir çok şehrinde proje yapma şansı elde ettim.Şimdi tezimi Berlin'de yazıyorum... Berlin'in katmanları, beni her geçen gün şaşırtıyor, tez sürecimden büyük haz duyuyorum.

Ama işte şu parkur bir türlü tamamlanmıyor; koşmaya başlıyorum son 100 metre derken bir bakıyorum,yeni bir kulvara geçmişim.... tempoyu tekrar düşürüp,kulvarı tanımaya çalışıyorum,sonrası yine run ayşe run!

Şu aralar son 100 metrede olduğumu hissediyorum, kan ter içinde yeni kulvarı tayin etmeye çalışmak,geriye dönüp baktığım zaman, yüzüme düşen o ukala gülümseyişim...
mayıslar biraz sıkıntılı ama güzel
çünkü güzel bakmak sevap...